Forbes Türkiye 30 Altı 30: Gelecek burada

Forbes’un 2011 yılında ABD’de başlattığı ’30 Altı 30’ listesi, kısa sürede küresel bir fenomene dönüştü. Bugün, 50’den fazla ülkeye yayılan bu prestijli ağ, 10 bini aşkın vizyoner ismin dahil olduğu dev bir ekosistemin temsili. Global hareketin bir parçası olarak Forbes Türkiye’de bu yıl: “30 yaşın altında, sektörünün kodlarını yeniden yazan, sınır tanımayan o genç yetenekler kim?” sorusunun yanıtını aradı. 500’den fazla başvuru ve aday gösterilenler arasından seçim yapmak hiç kolay değildi. Listede her biri kendi alanlarını değiştirip dönüştüren birbirinden başarılı gençler var.

Harvard ve Yale kürsülerinden birincilikle dönen genç bilim insanları… Enkaz altındaki yaşam belirtilerini tespit ederek kriz teknolojilerinde yeni bir sayfa açan bir sistemin kurucusu… NBA parkelerinde Türkiye’yi temsil eden bir pivot; WTA kortlarında hızla yükselen bir tenis yıldızı… Ve Times Meydanı’nın dev ekranlarından dünyaya seslenen genç bir müzisyen…Forbes Türkiye için ‘30 Altı 30’ gelecekte Türkiye’yi şekillendirecek kuşağın öncü bir panoraması. Türkiye’nin geleceğini kodlayan bu isimler, ödüllerini alırken sahnede yalnızca gençler yoktu; ülkenin dönüşümüne yön vermiş, her biri kendi alanında ‘ekol’ kabul edilen duayenler de Forbes Türkiye sahnesindeydi. 

ABD’den ödül töreni için İstanbul’a gelen Forbes Global Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Kerry A. Dolan’ın da vurguladığı gibi Forbes ve uluslararası partnerleri, Brezilya’dan Belçika’ya, Botsvana’dan Bangkok’a dünyanın ‘30 Altı 30’ buluşmaları düzenliyor. İstanbul’un da bu küresel ağdaki yerini almasından duydukları memnuniyeti dile getiren Dolan, konuşmasının devamında hareketi doğuran motivasyonu da paylaştı. 14 yıl önce Forbes’un baş editörü Randall Lane’in kafasında şekillenen bu fikrin, yalnızca başarılı gençleri vitrine çıkarmaktan ibaret olmadığını belirterek…

Lane, genç yaşta birkaç dergi kurmuş bir girişimci olarak, risk almanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordu; onun hayali, benzer cesareti taşıyan insanların birbirini güçlendirdiği gerçek bir topluluk yaratmaktı. Bugün o hayalin ortakları dünya sahnesinin değiştirici aktörleri artık. Listede kimler yoktu ki… Facebook kurucusu Mark Zuckerberg; Spotify’ın arkasındaki isim Daniel Ek; ByteDance/TikTok’un yaratıcısı Zhang Yiming; ChatGPT’nin ardındaki OpenAI’ın CEO’su Sam Altman… Sanat alanında Bruno Mars, Miley Cyrus, Taylor Swift, Megan Thee Stallion… Ve spor alanında milyonlara ilham veren LeBron James, Steph Curry, Naomi Osaka… 

Sırada 2026 listesi var. Türkiye’yi ve kendi alanlarını akılcı, gerçek çözümlerle dönüştürmeye aday; fikrini somut bir ürüne, araştırmasını uygulanabilir bir çözüme, sahnesini ise ölçülebilir bir etkiye dönüştüren her genç için bu platform açık. ‘30 Altı 30’, gençlere verilen bir ödül olmanın ötesinde; önümüzdeki yılların başarı öykülerinin birlikte yazılacağı, her edisyonla daha da güçlenecek olan bir ekosistem artık.

Seren Anaçoğlu

22 İklim Aktivisti

Seren Anaçoğlu’nun iklim aktivizmine giden yolunun ilk kıvılcımı, aile büyüklerinden aldığı tasarruf bilinci ve çocukluk merakıydı. Ortaokulda bilim dergilerinde yenilenebilir enerji yazılarını okurken sürdürülebilirlik çalışmalarının yetersizliğini hissediyor; içten içe bir sorumluluk duyuyordu. Balıkesir’den Kabataş Erkek Lisesi’ni kazanıp İstanbul’a geldiğinde bu duygu somutlaştı. Şehrin yoğunluğu, hava kirliliği ve su krizine dair haberler onu harekete geçirdi; okulda su israfını ve plastik tüketimini azaltan projeler yürüttü. Bu çalışmalar, Avrupa Komisyonu tarafından seçilen en genç iklim elçisi olmasını sağladı ve daha lisedeyken Brüksel’de diplomatik toplantılara katıldı. Üniversitede hukuk okurken iklim krizinin çevresel olduğu kadar ciddi bir insan hakları meselesi olduğunu fark etti. Bu kesişim onu kadın – çocuk hakları, çevre ve enerji hukuku alanlarında çalışmaya yönlendirdi. Bugün ise Dr. Jane Goodall’ın kurduğu Roots & Shoots Derneği’nin Türkiye danışma kurulunda yer alıyor.

Aktivizmin duygusal yükü olduğunu kabul ediyor; zaman zaman umudunu yitirse de şirketler, milletvekilleri ve politika yapıcılarla yürüttüğü görüşmelerin değişimi mümkün kıldığına inanıyor. Change.org’daki kampanyaları yüzbinlerce imza topladı. Ona göre mücadele kolektif: “Bir kişinin bir kişiye aktardığı şey bile milyonları birleştirebilir.” Gelecek hedefi net: İklim, çevre ve enerji hukukunda güçlü bir avukat olmak ve bir gün karar verici pozisyonlara gelerek Türkiye’nin iklim politikasını dönüştürmek. En büyük motivasyonu ise çocukken ekrandan izlediği Jane Goodall’ın bugün gerçek bir rol modele dönüşmesiyle güçlenen inancı: “Dünyanın daha iyi bir yer olacağına dair umudum var ve bu umutla çalışıyorum.”

Yağmur Aydemir

26 Kurucu, Kami

Türkiye’nin hızla büyüyen dijital hikaye ve çizgi roman platformlarından birinin arkasında genç bir girişimci var: Yağmur Aydemir. Henüz Türk-Alman Üniversitesi’nde öğrenciyken geliştirdiği ilk versiyon Çizgi Studio (bugünkü adıyla Kami), daha reklam yapılmadan ilk ayında 1 milyon gösterime ulaşınca yatırım kapısını araladı. Bugün Kami, dört yılda 2 milyondan fazla kullanıcıya ve 350 bini aşkın içeriğe sahip bir yaratıcı platformuna dönüşmüş durumda. Aydemir bu işe kişisel bir hevesle değil, toplumsal bir boşluğu fark ederek başlamış. Türkiye’de anonim hikaye hesaplarının milyonlarca kişi tarafından takip edildiğini gördüğünde “okumak ve üretmek isteyen ama görünürlük bulamayan” geniş bir topluluk olduğunu fark ederek… Bu farkındalık, bir kullanıcıdan gelen mesajla daha da derinleşmiş; okul öncesi öğretmeni olmayı hayal eden bir üyesi, Kami’de yazdığı hikayelerden kazandığı gelirle sınav kitaplarını almış, ardından sınavı kazanarak mesleğine kavuşmuş.

Aydemir işe başladığında yazılım bilmiyordu, ekip kuracak sermayesi de yoktu; bu yüzden önce kendini geliştirdi, Kami’nin ilk sürümünü kendi yazdı. Platformu bugün “okunabilir içerikler için YouTube” diye tanımlıyor. Aydemir, bu yıl 500 Global ve Creators HQ’nun ortak hızlandırma programına kabul edildi. Hedefi MENA bölgesine açılarak kullanıcı sayısını 50 milyonun üzerine taşımak ve içerik üreticileri için daha güçlü bir ekosistem kurmak. Kendini “hırslı ve hedef odaklı” diye tanımlıyor; risk almaktan çekinmiyor. Tek kurucu olmanın zorluklarını yaşasa da vazgeçmemeyi bir prensip haline getirmiş: “Düşersem kalkamam sanırdım. Yardım istemekten hep çekindim. Ama hayat beni konfor alanımdan çıkardı. Şimdi Kami’yi büyütmek için pek çok yolu deneyebildiğimi görüyorum.”

Arif Bayır

22 Kurucu & CEO, Revor Tech

Arif Bayır için teknoloji, doğrudan insan hayatına temas eden bir sorumluluk alanı. Bir yandan İstanbul Bilgi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği bölümüne devam eden Bayır, diğer yandan afet yönetimi ve sağlık teknolojilerine odaklanan Revor Tech’in de kurucusu. Bayır, girişimcilik yolculuğunun 16 yaşında başladığını söylüyor. 2021’de kurduğu Revor Tech’in yönünü ise Şubat 2023’te yaşanan Hatay depremi belirlemiş. 2024’te ürünlerini tanıttıkları bir etkinlik sırasında standı ziyaret eden bir kadının gözyaşlarına hâkim olamayıp boynuna sarıldığı anı ise şöyle anlatıyor: “Bana baktı ve şunu sordu ‘Geçen sene niye yoktunuz?’ 

Şirketin ilk ürünü Proteo Pack, ultra geniş bant radar ve yapay zeka kullanarak enkaz altındaki kişilerin kalp atışlarını tespit eden bir sistem. Ürün, AFAD, İBB Arama Kurtarma ve ilgili devlet kurumlarının test süreçlerinden geçti. Revor Tech’in ikinci ürünü Revor Care, kamera ya da giyilebilir bir cihaza ihtiyaç duymadan yaşlı bireyler, Alzheimer hastaları ve engelliler için düşme tespiti yapabilen bir sistem olarak geliştirilmiş; hastaneler ve bakım evlerinde pilot uygulamalarla test edilmiş. Ani düşmeleri algılayarak kurum yetkililerine ya da aile bireylerine anlık müdahale imkânı sunan bu teknoloji, bakım süreçlerine yeni bir güvenlik katmanı ekliyor.

Bayır, şirketin Avrupa’ya açılma süreci için farklı ülkelerden davetler aldığını belirtirken Türkiye’de geliştirdiği teknolojileri kullanan 200’ün üzerinde kurumla iş birliği içinde olduğunu söylüyor.

Tunga Bayrak

22 Kurucu Ortak, Freya

Tunga Bayrak için yapay zeka, yeni bir iletişim biçimi. Yüzme alanında elde ettiği derecelerden nörosimbolik sistemlere, kuantum topluluğu başkanlığından girişimciliğe uzanan bir kariyer çizgisi var. Pennsylvania Üniversitesi’nde aldığı Bilgisayar bilimi eğitimi sırasında yapay zeka alanında yoğunlaşarak Wharton’da yan dal yaptı, ekibini MIT’te hackathonlara götürdü. 

Girişimcilik tarafında önce üniversite başvuru metinleri üreten bir yapay zeka uygulaması geliştirdi. GPT-3 ve Manim’i birleştirerek metinden videoya matematik anlatan bir sistem geliştirdi; bu süreçte oluşturduğu ses altyapısı ise Tomas Nepala ile birlikte kurduğu Freya’nın temelini oluşturdu. Freya, finans ve sigorta sektörleri başta olmak üzere ABD, Avrupa ve Türkiye’de kurumlar tarafından kullanılan hiper-gerçekçi sesli yapay zeka ajanları geliştiriyor. Bayrak’ın bu proje için çıkış motivasyonu ise kişisel: Geçirdiği omuz ameliyatı sonrası bankalarla ve sigorta şirketiyle yaşadığı iletişim sorunları. Hedefi ise bir kurumu arayan kullanıcının insan ya da yapay zeka fark etmeksizin hızlı, doğal ve yorucu olmayan bir diyalogla çözüm alabilmesi. Freya’yı öne çıkaran iki eksen var. İlki, Türkçe’ye özel eğitilmiş modelleriyle doğal konuşmayı ve doğru anlamayı önceleyen (transformer) tabanlı yapısı. İkincisi ise güvenilirlik: Sistem devreye alınmadan önce binlerce simülasyonla testlerinin yapılıyor olması. 

Freya’nın kısa sürede 30 milyon dolarlık değerlemeye ulaşması, Bayrak’ın erken yaşta edindiği birikimlerin sonucu. Vizyonu ise net: Yapay zeka destekli müşteri hizmetlerinde küresel ölçekte standart belirleyen bir platform kurmak. Ancak ona göre asıl eşik, yapay zekanın kullanıcının niyetini ve duygusunu doğru okuyabildiği an geçilecek.

Dilara Bostancıoğlu

26 Kurucu, Teamfluencer

Henüz Kabataş Lisesi’ndeyken sosyal medyanın yalnızca bir eğlence alanı olmadığını fark eden Dilara Bostancıoğlu, “Bu dünyanın kodlarını ben yazacağım” diyerek kendi yolunu çizdi. Bugün 500 binden fazla içerik üreticisini buluşturan Teamfluencer’ın temelinde genç yaşta edindiği bu farkındalık var. 2010’ların sonunda markalar ile influencer’lar arasındaki iletişimi inceleyen Bostancıoğlu, veriye dayalı bir sistem kurmaya karar verdi. “Klişeler değil veriler konuşacak” yaklaşımı, Teamfluencer’ı bir pazarlama aracından çok ölçülebilir sonuç üreten bir teknoloji şirketine dönüştürdü. Henüz 18 yaşındayken Pepsi ile yaptığı ilk satış ise girişimin fikir aşamasından gerçek bir iş modeline geçişinin dönüm noktası.

Boğaziçi Üniversitesi’nde aldığı akademik altyapıyı girişimcilik vizyonuyla birleştiren Bostancıoğlu, aynı yıllarda Boğaziçi Yelken Takımı’nda yer aldı. “Yelken bana rüzgarı değil yönü okumayı öğretti” diyen genç girişimci, 2021’de anonim şirkete dönüşen Teamfluencer’ı büyütürken 2024’te Nevzat Aydın’dan 3 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı. Bugün Teamfluencer, Nike’tan Amazon’a küresel markalarla çalışan, yapay zeka tabanlı kampanya yönetimi sunan bir teknoloji platformu. “Biz trendlere tepki veren değil, trendleri önden okuyan bir şirketiz” diyor Bostancıoğlu. ABD pazarına açılan Teamfluencer ekibinin yüzde 80’inin kadınlardan oluşması ise onun fırsat eşitliğine odaklanan liderlik anlayışının somut bir göstergesi.

Vorga Can

29 Kurucu Ortak, Novus

Vorga Can, yapay zeka, sosyoloji ve felsefe kesişiminde çalışan genç bir teknoloji girişimcisi. Can, Koç Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler okudu. Ardından Forbes Türkiye’de muhabirlik yaptı. Medya deneyimini Aposto’nun kurucu ekibine katılarak ve yayın yönetmenliği görevini üstlenerek devam ettirdi. Bugün ise bu yolculuk, şirketlerin yapay zekayla dönüşümünü sağlayan teknolojilere uzanıyor. Can’ın 2020’de Egehan Asad ile birlikte kurduğu Novus, Boston ve İstanbul merkezli bir yapay zeka girişimi. QNB, Acıbadem ve Adecco Group gibi kurumlara çağrı merkezi, finans ve sigorta alanlarında yapay zeka ajanları geliştiriyor. AutoContent, 360Sales, FinGenius ve InsurQ&A gibi ürünleriyle işletmelerin içerik üretimi ve veri analizine destek veren çözümler sunuyor.

Kuruluş sonrası MIT Sandbox ve Google for Startups’a kabul edilen Novus, Startup Wise Guys, Venture Lane, Inveo Ventures ve Vestel Ventures gibi yatırımcılarla büyüdü. Son olarak Vestel Ventures liderliğinde 14 milyon dolar değerleme üzerinden 1,5 milyon dolar yatırım alarak küresel ölçeğini hızlandırdı. Can, Novus’un geliştirdiği yapıları “yapay zeka ajanlarının orkestrasyonu” olarak tanımlıyor: “Her alan yapay zeka, yapay zeka ajanları ve bu orkestrasyonlarla kolaylaştırılabilir.” Kendisini “disiplinli ama sezgisel çalışan” biri olarak tanımlayan Vorga Can için teknoloji, sadece verimlilik aracı değil, insan odaklı bir düşünme biçimi.

Kadir Danışman

24 Kurucu, Spektra Games

Bitlis Tatvan’daki küçük bir internet kafe… Üç arkadaş saatlerdir oyun oynuyor. Tam o sırada 14 yaşındaki Kadir Danışman, masadaki sessizliği bozan o soruyu soruyor: “Neden kendi oyunumuzu yapmıyoruz?” Bu cümle, birkaç ay süren araştırmaların ve uykusuz gecelerin de başlangıcı. Sonunda hazırladıkları oyun 350 bin indirmeye ulaşıyor. Danışman “O zamanlar oyun sektörü bir iş olarak görülmüyordu” diyor. Ama o dönem elde ettikleri gelir, ailelerine bunun gerçek bir ‘iş’ olabileceğini göstermek için yeterli olmuş.

Beş yıl sonra yani 19 yaşındayken, tam bursla kazandığı Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü mezun olmadan bıraktı. “Okulda harcadığım vaktin bana geri dönüşü ile kendi işime harcadığım vaktin farkını görünce karar vermek zor olmadı” diyor. Şu ana kadar haklı görünüyor: 2020’de kurduğu Spektra Games, 3,5 yıl içinde 40 milyondan fazla oyuncuya ulaştı.

İlk yıllarda hiç yatırım almadan, kazandıkları her kuruşu bir sonraki projeye aktararak büyüdüler. “Bilgisayar alırken bile on kez düşünüyorduk” diyor. Bu sınırlı kaynaklar, ekibin reflekslerini keskinleştirmiş: “Bizim için önemli olan şey hızdı. Highway Racer Pro’yu üç yılda yapsaydık, piyasanın artık o oyuna ihtiyacı kalmayacaktı. On kişilik bir ekiple bir yılda tamamladık.” 

Highway Racer Pro, 2024’te ABD’de en çok indirilen mobil yarış oyunu oldu. 2025’te ise 45 ülkede “Racing” kategorisinde 1 numaraya yükseldi. Bugün Spektra Games, globalde bu türde faaliyet gösteren birkaç bağımsız stüdyodan biri. Şirketin değerlemesi 20 milyon dolara ulaşmış durumda. Danışman kendisini hâlâ “başarılı” olarak tanımlamıyor. Türkiye’den dünyaya iş üretmeyi umursuyor. “En zeki öğrenciler bu alana girmek istiyor. Biz de o potansiyelin doğru yönlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.”

Hasan Burak Demir

27 Kurucu, Feraset

Yapay zeka devriminde herkes teknolojiyi konuşuyor. “Ama biz onu insanın gündelik hayatına nasıl sokabileceğimizi düşündük” diyor Feraset’in kurucusu Hasan Burak Demir. Şirketin adını, İngilizce isimlere inat “Feraset” koymuş. “Güzel de oldu, dikkat çekti” diyor. Feraset, şu anda Türkiye’nin önde gelen yapay zeka mobil app şirketlerinden biri ama Demir’in ilk başarılı işi değil. 

Robert Kolej’den sonra Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olan Demir, henüz 23 yaşındayken kurucularından olduğu Zerosum Games’i, dünya devi Zynga’ya satarak Türkiye’nin en genç teknoloji ihracatçılarından biri olmuştu. Feraset ile mobil oyun alanındaki deneyimini yeni bir boyuta taşıdı. “Feraset’i kurarken hedefimiz karmaşık sistemleri sade bir kullanıcı deneyimine dönüştürmekti” diyor. İki kişilik bir çekirdek ekiple kurulan Feraset, 2025’te Play Ventures ve 500 Startups’tan 4,5 milyon dolarlık yatırım aldı.. Şu anda 40 kişilik bir ekibe ulaşan şirketin Müzik.ai, Livensa, Hexa ve Aura gibi popüler yapay zeka tabanlı uygulamaları kısa sürede 40 milyona yakın kullanıcıya ulaştı.

Demir, bu büyümenin ardındaki enerjiyi hep aynı motivasyonla açıklıyor: Son kullanıcıya odaklanmak. Eğitim hayatı boyunca hep derece yapma hırsı olduğunu anlatırken bu hırsı hâlâ kaybetmediğini belli ediyor. “Türkiye’de doğup büyüdüm, Amerika’ya gitmek gibi bir hedefim hiç olmadı. Burada neler yapabilirim, buradaki yetenekleri nasıl değerlendirebiliriz, beni asıl heyecanlandıran bu. İlk şirketimi de burada kurdum, ikincisini de” diyor.

Hazal Evliyaoğlu

29 Kurucu Ortak, The Purest Solutions

Hazal Evliyaoğlu’nun kariyerinde mühendislikten cilt sağlığına uzanan bilinçli bir dönüşüm var. Evliyaoğlu, Kocaeli Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden ilk yüzde 10’da mezun oldu; bölüm asistanlığı yaptı, IEEE (Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) koordinatörlüğünü üstlendi ve bir dönem Yıldız Teknik Üniversitesi’nde eğitim aldı. Ardından Münih’e taşınıp TUM’da (Münih Teknik Üniversitesi) Sürdürülebilir Kaynak Yönetimi yüksek lisansını tamamladı. Bugün kozmetik şirketi The Purest Solutions’ın global operasyonunu Münih’ten yönetiyor.

Markanın ortaya çıkışı ise kişisel bir noktadan başlıyor. Hazal Evliyaoğlu, kendi cilt sorunlarına çözüm ararken ağabeyi Alim Ozan Evliyaoğlu ile 2020’de The Purest Solutions’ı kurmuş. Hedeflerini ise şöyle özetliyor: “Gereksiz vaatlerin değil, gerçekten işe yarayan içeriklerin olduğu bir marka yaratmak.” Bu nedenle şeffaflık politikalarını kuruldukları gün belirleyerek her yeni ürünün formülünü lansmanla birlikte kamuya açık paylaşmışlar. Kullanıcı geri bildirimleri ise yalnızca pazarlama için değil Ar-Ge’nin tam merkezinde konumlanıyor.

Evliyaoğlu’nun sürdürülebilirlik yaklaşımı, marka kültürüne yön verenler arasında. Türkiye’nin ilk plastiksiz kargo sistemlerinden birini hayata geçirdiler. Ürün bittikten sonra ambalajın atılmak yerine yeniden doldurulmasını sağlayan refill sistemini ise tamamen kendi kaynaklarıyla geliştirmişler. Bugün The Purest Solutions, 50’den fazla ülkede satılan bir cilt bakım markasına dönüşmüş durumda. Evliyaoğlu kararlarını sezgiye değil veriye ve kullanıcıya dayandırıyor. Ona göre başarının formülü açık: Bilimsel içerik, şeffaf iletişim ve sürdürülebilir üretim.

Selin Geçit

27 Sanatçı

Herkes onu “Yalancı Bahar” yorumuyla tanıdı. Sertab Erener ile aynı sahneyi paylaştı. UEFA Champions Fest sahnesine çıktı. Kariyerindeki en önemli gelişmelerden biri de 2022’de “Enemies” düetiyle Times Square’in göbeğinde yer alan ilk Türk kadın sanatçı ünvanını kazanması oldu.z

Selin Geçit, kendini bildiğinden beri sahneyi seviyor. Henüz dört yaşındayken müziğe olan yatkınlığını fark eden babasının “Şimdi taşlar yerine oturuyor” dediğini söylüyor. Çocukluk yılları tiyatrolarla, müzikallerle ve kesintisiz bir çalışma disipliniyle şekillenerek adım adım profesyonelliğe dönüştü. Bu tercihler, onu Londra’daki BIMM Universitesi’nde ‘yaratıcı müzisyenlik’ programıyla buluşturdu.

Geçit’in müzikal tarzı tek bir kategoriye sığmıyor. Pop, indie ve R&B ritimlerinin arasında özgürce dolaşıyor; tek bir durakta kalmak hiç ona göre değil. Bu devinim, yaşam tarzına da sirayet etmiş. Yıllardır farklı ülkeler arasında gidip geldiği için hiçbir yere tam anlamıyla ait hissedememek, başlangıçta onu tedirgin etmiş. Fakat sonra bu duyguyu kendi hikayesinin ham maddesi olarak görmeyi başardı. Şarkılarındaki çeşitlilik, bu aidiyetsizlik hissinin bir yansıması. 

Seslendirdiği şarkıların sözleri çoğunlukla kendisinin. Bestelerin yapımında yer alıp kliplerin kreatif dünyasını bizzat kuruyor. Temposu sıkı ama ritim değişiyor. Bazen 25 gününü stüdyoda geçirecek kadar yoğun, bazı dönemlerde de kendini dinlemek için es veriyor. Bu iniş çıkışlar ona göre yaratıcı sürecin doğal akışı. Gelecek planlarını yalnızca Türkiye’ye değil global sahneye göre kuruyor. En büyük hayali, Miley Cyrus ya da Steve Wonder gibi isimlerle çalışmak.

Zehra Güneş

26 Sporcu

Zehra Güneş’e göre sahadaki rekabet kadar hayattaki direnç de önemli. “Bütün gün çalışıp anne olan kadının da, tüm gün çocuk bakan kadının da mücadelesi kıymetli. Biz sadece daha görünür olan taraftayız” derken, milli formayı giydiğinde aklından geçen cümleyi de ekliyor: “Türk kadını olduğunu unutma; mücadele senin ruhunda var.” Çocukluğunda uzaya gitme hayalleri kuran Güneş, 12 yaşında VakıfBank altyapısındaydı; bugün ise kulübün kaptanı. Voleybola başladığı ilk günü anlatırken hâlâ heyecanlanıyor: “VakıfBank A Takımı’yla çıktığım ilk antrenmanı unutamıyorum, Ay’da yürüyormuş gibi hissetmiştim.”

Başarılarının merkezinde kendi potansiyeli üzerine bitmeyen soruları var. “Neyi daha iyi yapabilirim, nerede tökezledim, nasıl kazandım, neden kaybettim?” sorularını yalnızca antrenörleriyle değil, takım arkadaşlarıyla ve psikoloğuyla da konuşuyor. Ona göre başarı, takım oyununu saha dışına taşıyabilmekten geçiyor. Ailesinin desteği ise çok kıymetli. Çocukluğunda imkanlar sınırlı olmasına karşın annesi her gün üç vasıta değiştirerek onu antrenmanlara götürerek baskı kurmadan yalnızca güven vermiş. Bugün hâlâ her maçında, tribünde aynı kararlılıkla yanında. Zehra için disiplin ve tutku birbirinden ayrılmıyor. Paris Olimpiyatları öncesi ameliyat olması gerektiğinde, kadrodan çıkacağının bilinciyle günde sekiz saat tedavi gördüğü dönemi hatırlıyor. UNICEF Çocuk Hakları Savunucusu olarak da yoğun bir takvim yürütüyor; boş zamanlarında film izleyip kitap okuyor. Gelecek hedefi: Kulübüyle tüm kulvarlarda kupa kaldırmak ve 2028 Los Angeles Olimpiyatları’nda kürsüye çıkmak.

Baran Kala – Sarp Kala

27 Kurucu Ortaklar, BAHS

Baran ve Sarp Kala, kendi hayatlarında yaşadıkları “sağlıklı ve pratik besine erişim” sorunundan yola çıkarak BAHS markasına imza atan iki kardeş. İlk ürünleri bir protein bar olsa da asıl yolculuk, öğün tozu Ar-Ge’siyle şekillenmiş. İki kardeşin girişimcilikle tanışması ise pandemiden önce, bambaşka bir teknoloji girişimine dayanıyor. Bugün o deneyimindeki hatalarının onları daha planlı, daha dayanıklı iki kurucuya dönüştürdüğünü anlatıyorlar.

Sarp, HEC Lausanne mezunu; yurt dışında eğitimin en büyük katkısının vizyon kazanmak olduğunu düşünüyor. Baran ise Sorbonne’daki eğitimini yarıda bırakıp Türkiye’ye dönmüş. 2021 yılında kurulan BAHS aynı zamanda bir kardeşlik düzeni: Baran stratejiyi çizerken Sarp operasyonu yönetiyor; biri eksik kaldığında diğeri tamamlıyor. Diğer kurucu ortaklar Hüseyin Şimşek ve Akın Özpınar da hâlâ ekibin içinde ve ikili için bu kolektif bilinç çok anlamlı. Baran’ın bu konuda kısa bir cevabı var: “Bir start-up için fikir mi, ekip mi derseniz… Ekip derim.”

BAHS, “sağlıklı yaşam bir trend değil, kültür” yaklaşımıyla ilerliyor. İkili, vegan ve glutensiz ürünleri, bu kavramlar henüz bu denli yaygınlaşmadan önce piyasaya sürdü. Sarp, “O zaman veganizm çok dar bir pazar olarak görülüyordu” diyor. Sürdürülebilirlik şirketin ticari stratejisinden çok kurucuların kişisel prensibi; içeriklerden fiyatlamaya, Ar-Ge’den dağıtıma kadar bütün kararları bu çizgide alıyorlar. Önlerinde Avrupa’da kaliteyle, Orta Doğu ve Asya’da pratik çözümlerle büyüyen bir yol var. Hedefleri 2028’de 80 milyon dolar ciroyu aşmak. Hızlı gidiyorlar ve iş dışında bile işten uzaklaşmıyorlar. Baran’ın tek cümlesi bu durumu özetliyor: “Tatillerden nefret ederim; yaptığım iş beni yormuyor, aksine dinlendiriyor.”

Dilara Kaplan

29 Kurucu Ortak, Orbina

Dilara Kaplan, gündüz kurumsal projelerde çalışıyor; akşamları ise maaşıyla fonladığı iki ‘junior’ yazılımcıyla kendi yapay zeka modelini inşa ediyordu. Bugün şirketi Orbina, Google, Microsoft ve AWS’ten toplam 1 milyon dolarlık bulut hibesi alan; Allianz, DenizBank, Kiwi ve Aslı Bisiklet gibi markaların müşteri deneyimini yöneten bir teknoloji platformuna dönüştü.

Kaplan çocukluğunda sessiz olduğunu ama çok iyi gözlem yaptığını belirtiyor. Balıkesir Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okurken Bandırma’da dört yıl boyunca binlerce genci buluşturan etkinlikler organize etti; topluluk yönetiminin dinamiklerini o yıllarda öğrendi. Mezuniyet sonrası Bilişim Vadisi ve Yıldız Teknopark’ta teknik projelerde görev aldı; teknolojinin altyapısını ve disiplini burada edindi. Orbina ilk kurulduğunda bir içerik platformuydu. Ancak markalarla yapılan testler, gerçek ihtiyacın başka bir yerde olduğunu gösterdi. Kaplan ve ekibi binlerce Türkçe veriyi işleyerek modeller eğitti ve Türkçe konuşabilen yapay zeka ajanları geliştirdi. Bu pivot, Orbina’nın kaderini değiştirdi. Bugün şirket, müşteri deneyimini birkaç dakika içinde çözüp yöneten yapay zeka modelleriyle çalışıyor. Kaplan, tüm bu süreç boyunca kişisel olarak büyük risk aldı. 2023 sonunda bir girişim sermayesinden 100 bin dolarlık borç alarak ekibini kurdu; aylarca maaş almadan çalıştı. Şimdi ise şirket, aynı tutara yaklaşan aylık tekrarlayan gelir seviyesine geldi. Orbina’nın 15 kişilik bir ekibi bulunuyor ve Kaplan’ın en büyük hedeflerinden biri şirketinde kadın mühendis sayısını artırmak.

Oğulcan Lider Kara

27 Danışman, Corpera Consulting

Erken yaşta para kaybetmek çoğu insan için caydırıcı olabilir. Lider Kara için tam tersi geçerli. Kara’nın finans piyasalarına ilgisi bir İnternet forumunda rastladığı yatırım stratejileriyle başladı. Liseye giderken dayısının yatırım hesabında işlem yaparak deneyim kazandı. “O yaşta para kaybetmek, bir stratejinin sınırlarını öğrenmenin en hızlı yoluydu” diyor. Finansal sistemin rakamların ötesinde insan davranışıyla şekillendiğini o zamanlar kavradığını anlatıyor.

İstanbul Üniversitesi’nde Amerikan Kültür ve Edebiyatı eğitiminin ardından Koç Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansı yapan Kara, Yale Üniversitesi’nin düzenlediği ‘Global Stock Trading Competition’ yarışmasına katıldı. Bu yarışmada, üst üste iki yıl dünya birincisi oldu. İlk senesinde agresif, yüksek hacimli bir al-sat stratejisi izlemiş. İkinci seferde tam tersi, uzun vadeli ve temkinli… İki farklı stratejiyle birincilik kazanmak yatırım dünyasına bakışını netleştirmiş: “Yatırımda en büyük avantaj, belirli bir kalıba saplanmamak. Piyasayı kendi doğasında okumak.” Kara, sosyal medya, haber siteleri ve finansal forumlardan gelen veriyi tarayıp finansal araçlar hakkındaki kullanıcı eğilimlerini ölçüyor ve skorluyor. Sonra bu skoru fiyat hareketleri ve volatilite ile karşılaştırıp aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığına bakıyor.

Ona göre “Yapay zeka insanların veriye ulaşımını hızlandırıyor ama muhakeme ve tahmin yürütme hâlâ insanın alanı. Piyasalar doğası gereği insan davranışını yansıtıyor.” Elde ettiği birincilikler sonrasında Oğulcan Lider Kara’ya yatırım bankacılığı alandaki pozisyonlar için “headhunter”lar ulaşmış. ABD’den gelen teklifleri geri çeviren Kara, bireysel yatırımcıların da kurumsal seviyedeki gelişmiş analiz araçlarına erişebilmesini hedeflediklerini söylüyor. Amaçlarının yatırımcıya yalnızca mali tabloları değil, büyüme trendlerini, sektör karşılaştırmalarını ve makro bağlamı birlikte değerlendirebileceği bütüncül bir analiz imkanı sunmak olduğunu vurguluyor. “Birinci olduktan sonra hep ‘Şimdi ne var?’ diye sordum kendime” diyor. “Sanırım beni çalışmaya iten şey, hep bir sonrakini merak etmek!”

Berk Keklik

25 İçerik Üreticisi

Sosyal medyanın hızla yeni şöhretler yarattığı bir dönemde, mizahını kendi anlatı evrenine dönüştürerek öne çıktı. Kısa videoların anlık tüketildiği bir dünyada üretimini gözlem ve karakter inşası üzerine kurması onu farklı kılan özellikler arasında. Bu hikayenin temeli ise lise yıllarında sahneye çıktığı tiyatro günlerine ait; ileride yaratacağı karakterlerin dili ve tonu da tam burada şekillendi. Bugün Keklik, sosyal medyada 4,6 milyon takipçisiyle kendi jenerasyonunun en güçlü dijital anlatıcılarından biri.

Metroda çektiği “Duraktan Durağa” serisi, geniş kitlelerle kurduğu bağın ilk ciddi adımıydı. Gündelik hayatın küçük anlarını yeniden kurma becerisi, bu projeyle belirginleşti. Üretim sürecinin çıkışını ise şu cümlesi özetliyor: “Fikirler aklıma zaten her yerde geliyor, çünkü Türkiye’deyiz, malzeme bol.” Keklik, dijital dünyanın teorik tarafını daha iyi kavramak için Bahçeşehir Üniversitesi’nde reklamcılık okumaya başladığını anlatıyor. Böylece sahada kurduğu pratik yaratım diline bir de akademik çerçeve ekliyor. Öğretmen bir anne ve eski milli güreşçi bir babaya sahip olması, disiplin ve dayanıklılık açısından güçlü bir arka plan sağlamış.

Yaratıcılığını korumak için zaman zaman bilinçli olarak sade rutinine dönüyor; böylece yeni fikirlerin filizlenmesi için kendine alan açıyor. Tanınırlığın getirdiği değişimler ise onu giderek daha çok ailesine ve kendi iç sesine yaklaştırıyor. Geleceğe dair hayali net: Kısa videoların hızına rağmen kalıcı işler üretmek ve yarattığı her karakter için ayrı bir film çekerek dijitalden sinema uzanan güçlü bir dünya kurmak.

Berkay Koçak

28 kurucu, Bridgesoft

Bridgesoft’un kurucusu Berkay Koçak, “Bir yazılım bilgisi nasıl optimize ediliyorsa tarımda da kaynak aynı hassasiyetle kullanılmalı” diyor ve ekliyor: “Bizim yaptığımız yalnızca doğru yere ilaç atmak değil; yanlışın sistemden kalkmasını sağlamak.” Yedi yaşında bilgisayar kodlarıyla tanışan Koçak, Yeditepe Üniversitesi’ndeki Bilgisayar Mühendisliği eğitiminin ardından, bir Alman teknoloji şirketinde çalışırken Türkiye’deki tarım süreçlerinin hâlâ büyük ölçüde geleneksel kararlarla yürütüldüğünü fark etti. Bu gözlem, onu teknolojiyi verimliliğe dönüştürecek yolları aramaya itti. Böylece 2021’de yapay zeka ve sensör teknolojisini tarlalara taşıyan Bridgesoft’u kurdu. Şirketin geliştirdiği Smart SprayX/PRO sistemi, traktörlere monte edilen kamera modülleriyle tarlayı milisaniyeler içinde tarıyor; bitkiyi yabancı ottan ayırıyor ve yalnızca gerekli alanlara ilaçlama yapıyor. Böylece kimyasal tüketimi yüzde 90 azalırken su ve yakıt tasarrufu sağlanıyor. Sistem, bulut tabanlı analiz altyapısıyla çalışıyor. Çiftçiler topladıkları verileri çevrimiçi panelden izleyebiliyor, ürün türüne ve toprak yapısına göre ilaçlama aralıklarını ayarlayabiliyor. Yazılım her sezonun yeni verileriyle kendini yeniden eğitiyor.

Bridgesoft, TAGEM (Tarım ve Orman Bakanlığı – Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü) işbirliğiyle Türkiye’nin farklı bölgelerinde pilot uygulamalar yürütülüyor. İngiltere’de de yeşil tarım fonlarından ve saha erişim ağlarından yararlanan şirket, “Smart SprayX” ve “Smart FertiX” adını verdiği akıllı ilaçlama ve sıvı gübreleme sistemleriyle büyüyor. Hedef, Avrupa pazarında yerli üretimle rekabet eden çevreci tarım teknolojilerini yaygınlaştırmak. Koçak’a göre “Yapay zekayı masa başından sahaya indirdiğinizde, teknolojiyle doğa arasında yeni bir dil kuruluyor.”

Çağan Koyun

21 Kurucu, Spark

Çağan Koyun, 20 yaşında Spark SuperApp’i kurarak e‑mobilite alanında Türkiye’nin ilk kurumsal elektrikli taşıt tanıma çözümünü geliştirdi; milyonlarca kullanıcıya ulaştı. O, kendini sadece girişimci değil “vizyoner” olarak tanımlıyor; çünkü onun için üretmek bugünü değil, geleceği hedeflemek demek. Bu bakış açısını ise lise yıllarında kurduğu FRC robotik takımında, ardından Teknofest’in elektrikli ve otonom araç yarışmalarında kazanmış. Koyun, erken yaşta kurduğu AI-TT (Artificial Intelligence Technologies) takımıyla araç algılama, makine öğrenimi ve otonomi teknolojileri üzerinde çalıştı; elektrikli araçlardan insansız hava araçlarına uzanan bir teknik altyapı edindi.

Bu birikim, üniversiteye başladığında Spark’ın doğmasına yol açtı. Spark, elektrikli araç kullanıcılarına şarj istasyonlarını, rota planlamayı, yol yardım ve sigorta hizmetlerini tek noktadan sunan bir mobilite super app’i. Elektrikli araç sayısının hızla arttığı dönemde regülasyonları, kullanıcı davranışlarını ve sektör boşluklarını analiz ederek yola çıkan Koyun, uygulamayı Avrupa’da 575 bin şarj istasyonuna entegre edebilen bir noktaya taşıdı. Koyun bugün Spark’ı farklı platformlara entegre ederek büyütmeyi hedefliyor.

Genç yaşta girişimcilik ekosisteminin zorluklarını da yakından tanımış. “Ucuz iş gücü, kullanışlı beyin” muamelesinin yaygın olduğunu söylüyor. En büyük kırılma noktası ise yanlış yatırımcı deneyiminden sonra, teknoloji dünyasında 40 yıllık geçmişi olan İsmet Koyun ile yollarının kesişmesi olmuş. Onu “kurtlar sofrasında bir omurga” olarak tanımlıyor. Bu ortaklık, Spark’ın küresel entegrasyonlarını da hızlandırdı. Çağan Koyun için başarı, hızlı büyüme değil; değer üreten, sürdürülebilir bir yol açmak.

Büşra Köksal

25 Kurucu, PM Biomaterials

Bilime duyduğu çocukluk merakı ve azmi sayesinde Büşra Köksal, 20’li yaşlarında petrokimya sektörünü dönüştürmeye çalışan genç bir sanayici oldu. Hayali akademisyenlikti; ancak bir akademisyeninin yönlendirmesiyle başvurduğu Hamdi Ulukaya Girişimi, hayatının kırılma anıydı. New York’ta aldığı eğitim ve Chobani fabrikasında gördükleri ona yeni bir hedef çizdi: “Benim malzemem de bir gün bu üretim hatlarında olmalı.” 

Bugün kurucusu olduğu Plastic Move ve PM Biomaterials, atık nişastadan üretilen, mevcut polimerlerle yüzde 60’a kadar karışabilen biyobazlı ve geri dönüştürülebilir bir “joker malzeme” geliştiriyor. Ama Köksal’ın farkı sadece malzeme üretmek değil; şeffaflığı iş modelinin merkezine koyması. ‘Greenwashing’e izin vermiyor, markalara doğru beyan zorunluluğu getiriyor. Türkiye’de genç ve kadın bir üretim girişimcisi olmanın mental zorluklarını da saklamıyor; yine de ülkenin potansiyeline güveniyor: “Türkiye, sopayı dikseniz yeşerecek kadar bereketli.” Bugün büyük kimya şirketleriyle masaya oturan Köksal’ın 30 yaşından önce en büyük hedefi geliştirdiği malzemeyi petrokimya tesislerine sokmak. “Eğer o tesislere girersek yaptığımız etki tüm dünyayı sarar.” Köksal için başarı kariyerden çok daha derin bir şey: “Başarı, hayal ettiğin karakter olabilmek.”

Motive

25 Müzisyen

Motive, gerçek adıyla Tolga Can Serbes, 11 yaşında duyduğu bir şarkıda kendi duygularını bulduğunda müziğin hayatındaki yerini keşfetti. Onun için rap, bir iletişim biçiminden çok onu harekete geçiren içsel bir güç. Rap müzisyeni Tepki ile tanıştıktan sonra MOB Entertainment’a dahil olması ve “Çekmece Flow” ile sahneye çıkması, bu serüvenin ilk adımıydı. 2020’de yayımladığı “Makaveli” albümüyle dikkatleri çekti; 2022’de çıkan “22” isimli albümü Spotify Top 10 listesinde altıncı sıraya kadar yükselerek geniş kitlelerin beğenisini kazandı. Baskıyı bir yük olarak değil, bir “benzin” gibi kullanıyor; temsil ettiği kitlenin de ona sorumluluk değil, motivasyon gücü verdiğini belirtiyor.

Motive’nin üretim disiplininin de kendine göre kuralları var: Bir şarkıya ikinci kez oturduğunda finali hissedemiyorsa o şarkı bitmiyor. Stüdyo onun için bir süreklilik alanı; istikrarla geri dönmeyi, uzun uzun çalışmayı seviyor. Hikayeyi kurarken de her parçanın kendi dilini seçmesine izin veriyor. Ona göre karmaşık bir ritim mi yoksa sade bir anlatım mı gerekeceğini belirleyense şarkının kendisi. Bugün geldiği noktayı sürpriz olarak görmüyor; “10’lu yaşlarımda kurduğum hayaller, şu an gerçeklerim oldu” sözü ise başarısındaki uzun vadeli bir vizyonun yansıması.

Defne Özcan

17 Pilot Adayı

Türkiye’de solo uçuş gerçekleştiren en genç kadın pilot adayı olan Defne Özcan, mühendislerin arasında büyüyen genç bir kız. Tam da bu nedenle “Mühendis olacağım” farkındalığına sahip. Ancak lisede katıldığı online mühendislik programlarında iki nokta onu hayal kırıklığına uğratmış; ekran başındaki kız sayısının neredeyse yok denecek kadar az olması ve yaşatılan “buraya ait değilsin” hissi. Böylece Özcan var olan eşitsizliği görünür kılmaya karar verdi. Önce sosyal medya üzerinden “Aklım Havada” adını verdiği bir inisiyatif başlattı; ancak paylaşımların sınırlı kaldığını görünce daha güçlü bir adım gerektiğini hissetti. Bu iş için pilotluğu seçme nedenini ise şöyle açıklıyor: Havacılık hâlâ dünyanın en erkek egemen alanlarından biri ve bu alanda bir ilki başarırsam mesajım çok daha geniş kitlelere ulaşmış olacaktı.”

Özcan, 15 yaşında sportif havacılık eğitimine başladı. Teorik eğitimlerin ardından Ultralight Pilot Lisansı (UPL) sürecine dahil oldu ve 19’uncu saatinde solo uçuş yapma yetkinliğini kazandı. Sabahın altısında kalkıp akşama dek yoğun uçuşlarla geçen bir süreç… Cumhuriyet Bayramı’ndan iki gün önce tek başına havalandı ve böylece Türkiye’nin en genç solo uçuş yapan kadını oldu. Ardından gelen medya ilgisi ise tahmin ettiğinden büyüktü. Altı ay sonra bir sürpriz daha yaşadı: Time dergisinin “Yılın Kızları” listesine seçildiğini öğrendi. Time ve LEGO iş birliğinde hikayesinin “legolaştırılması” ise onu dünya çapında görünür kıldı. Bugün temel hedefi, makine mühendisliği. Erkek egemen alanlarda cesaret kırıcı sözler duyduğunu ancak bunun onu etkilemediğini söylüyor: “Tanımadığım insanların ne düşündüğü önemli değil; ben amacımı biliyorum.”

Furkan Öztürk

29 Bilim İnsanı

Furkan Öztürk, bilime yeni adım atan gençlere şu tavsiyeyi veriyor: “Nev-i şahsına münhasır bireyler olsunlar. İlgi ve tercihlerini kendileri belirlesinler. Çevrenin kendilerini sıradanlaştırmasına karşı dirensinler.” Kendi yolculuğu da böyle başladı. 2014’te üniversite sınavında Türkiye 37’ncisi olmasına rağmen farklı bir bölüme değil, Bilkent Fizik’e yönelme kararı tartışma yaratmıştı. Lisans yıllarında Indiana Üniversitesi, ETH Zürih ve Harvard’da staj yaptı; yoğun madde fiziği üzerine araştırmalar yürüttü ve ilk makalesi American Physical Society dergisinde yayımlandı. 

Harvard’dan gelen davetle 2018’de doktoraya başladı. Üç yıl atom, molekül ve optik fiziği çalıştıktan sonra yönünü yaşamın başlangıcı araştırmalarına çevirdi. Dimitar Sasselov’la yürüttüğü tez çalışmasında, canlılardaki moleküler yönlülük sorununa 175 yıldır aranan açıklamayı getirerek homokiralite problemini yeni bir fizik–kimya–jeoloji çerçevesinde ele aldı. Doğal manyetik minerallerle RNA öncüsünün tek ayna görüntüsünü üretmeyi başaran deney dizisi Science tarafından “çığır açıcı” olarak duyuruldu; Nobel ödüllü Jack Szostak araştırmayı alanın en makul çözümü olarak değerlendirdi. Harvard’ın Goldhaber Ödülü’nü kazandı.

Cambridge King’s College’de yürüttüğü bir yıllık bağımsız çalışmaların ardından, 2025’te 28 yaşındayken Caltech’e profesör olarak atandı ve yaşamın başlangıcı ile yaşayan sistemlerin fiziğine odaklanan Öztürk Lab’i kurdu. Laboratuvarında erken Dünya koşullarının kimyasal süreçlerini, karmaşık doğal sistemlerin fizik ilkelerini ve biyolojik organizasyonun sınırlarını araştırıyor. Los Angeles’ta yaşayan Öztürk; bilim kadar sanat, klasik müzik, koşu, jiu-jitsu ve seyahatle ilgileniyor. Kendi tarzını ise tek cümleyle özetliyor: “Yönlendirilmekten pek hoşlanmam; yanlış bile olsa o yanlışı kendim yapmayı, başkasının yönlendirmesiyle yaptığım doğruya tercih ederim.”

Nehir Özzengin

20 Piyanist, Besteci

Piyanonun başına geçtiğinde henüz dört yaşındaydı. Nota okumayı bilmeden tuşlara bastığı o ilk ders öğretmeninin dikkatini çekmeye yetmiş. Yaşar Üniversitesi’nde başladığı piyano eğitimine, 15 yaşında tam puanla kabul edildiği dünyanın en saygın konservatuvarlarından Almanya’daki Karlsruhe Müzik Üniversitesi Piyano Bölümü’nde devam ediyor.

Bugüne kadar aralarında İtalya, Belçika, Sırbistan, Lüksemburg ve Slovenya’nın da bulunduğu ülkelerde düzenlenen yarışmalardan 14 uluslararası ödülle dönen genç sanatçı, “Umuda Haykırış” adlı eserini hastalıklarla mücadele eden çocuklara adadı. O süreç, sanatın kişisel bir ifade olmaktan çıkıp toplumsal bir sese dönüşebileceğini fark ettiği dönüm noktası oldu. “Yaratımın belirli bir zamanı yok” diyor. “Sabahın sessizliği ya da akşamın dinginliği… İlham, ritmini bulduğunda geliyor.” Bazen bir film sahnesi, bazen doğanın hareketi, bazen bir çocuğun sesi yeni bir eserin başlangıcı. Klasik altyapısını folk, blues ve Türk ezgileriyle harmanlayarak özgün bir ses kuruyor. Yoğun prova ve konser dönemlerinde kısa yürüyüşler, dengeli beslenme, nefes çalışmaları olmazsa olmazlarından. “Beden ve zihin uyumu olmadan sahneye çıkmam” diyenlerden. Akbank’ın 75’nci yılı için bestelediği proje, müzikal olgunluğunu gösteren en özel işlerinden biri oldu: “Bir kurumun hafızasıyla kendi sesimin birleştiği andı” diyor. Kız çocuklarına da bir mesajı var: “Kimsenin size sınır çizemeyeceğini unutmayın”.

Toprak Razgatlıoğlu

29 Motosiklet yarışçısı

Üç kez Dünya Superbike Şampiyonu olan Toprak Razgatlıoğlu için her yarış bir hayat dersi gibi. “Düşsen de kalkmayı, kaybetsen de yeniden başlamayı öğreniyorsun. En önemlisi, kazandığın zaman mütevazı kalmayı.” Toprak Razgatlıoğlu’nun motor sporlarına başlaması, Sakarya’da babasının atölyesinde küçük bir 50 cc motosikletle yaptığı ilk denemelere dayanıyor. Onu hem bu spora hem de pist kültürüne erken yaşta taşıyan “Tek Teker Arif” olarak tanınan babasının gösterileri. Razgatlıoğlu, babasının dünya şampiyonluğu hayalini gerçekleştirerek Superbike’ta üç kez zirveye çıktı. 2015’te Avrupa Superstock 600 şampiyonluğu ve 2021’de ilk dünya şampiyonluğunu kazandı. 2024’te BMW ile “imkânsız” görülen şartlarda yeniden zirveye, şampiyonluğa ulaştı ve MotoGP kapısı ona açıldı. Razgatlıoğlu’na göre en büyük destekçileri ailesi, Kenan Sofuoğlu’nun rehberliği ve Red Bull ekibiyle uzun yıllara dayanan iş birliği…

Günlük rutininde erken başlayan antrenmanlar, fiziksel olduğu kadar zihinsel dayanıklılığı da kapsıyor. Yarış dışı zamanlarda denge antrenmanları, simülasyon çalışmaları yapıyor. Piste çıktığında ise tüm stres kayboluyor. MotoGP’de ilk hedefi adaptasyon; orta vadede podyumlar ve şampiyonluk mücadelesi. Türkiye gibi motor sporlarının sınırlı görünürlükte olduğu bir ülkeden dünya zirvesine çıkmanın sorumluluğunu duyuyor ve genç sporcular için bir yol açmak ve Türk bayrağını her pistte temsil etmeye devam etmek istiyor. Razgatlıoğlu’nun bu spordan öğrendiği üç temel değer var; sabır, azim ve mütevazılık. Ona göre gerçek başarı, pistte olduğu kadar karakterde de çizgisini koruyabilmek.

Zeynep Sönmez

23 Sporcu

Topun sesiyle yankılanan, zamanla gerçekte kendine karşı oynanan bir mücadele… Zeynep Sönmez’in tenis kariyeri, altı yaşında bir oyun alanında başladı. Her gün biraz daha hızlı koşmak ve biraz daha isabetli vurmak isteği, bugün de onu sahaya çıkaran temel motivasyon. İlk Grand Slam maçında onu en çok etkileyen şey kortun büyüklüğü değil, sessizliği olmuş; kalabalığın ortasında kendi iç sesini duyduğu an.

Kariyerinde unutamadığı diğer anlar arasında 2023 Roland Garros ön elemelerinde üç maç kazanıp Grand Slam ana tablosuna adım atması ile 2024’de gelen ilk WTA şampiyonluğu var. Yine de en önemli dönüm noktalarının kayıplardan sonra geldiğini söylüyor; çünkü her yenilgi ona sabrın önemini göstermiş. WTA sıralamasında 69’uncu basamağa yükselmesi ise yalnızca bir kilometre taşı değil, kendisine “buraya aitim” dediği bir eşik. O, bundan sonrası için rakamlar kadar yolculuğun kendisine de odaklanıyor: İlk 50 hedefi, Grand Slam’lerde ikinci hafta hayali ve bunların ötesinde insan olarak büyüdüğünü hissedeceği bir kariyer.

Kort dışında genç sporculara yol gösterme isteği, spor psikolojisine duyduğu merak ve zihinsel dayanıklılığa dair yaptığı okumalar yolunu çiziyor. Türkiye’de tenisin çok yaygın olmadığı bir ortamda ilerlemek, çoğu zaman yalnızlıkla baş etmeyi gerektirmiş, fakat o yalnızlığı zamanla içsel bir güç kaynağına dönüştürmüş durumda: “En zoru, inananların az olduğu bir yerde inanmaya devam etmekti. Bazen korttan çok yalnızlıkla mücadele ettim. Ama o yalnızlık beni olgunlaştırdı. Bir noktada anladım ki insanın inancı dış desteğe değil, iç huzuruna dayanmalı.”

Umutcan Sürücü

25 THY, Uzman Yardımcısı

Umutcan Sürücü, hukuk mezunu olmasına rağmen kariyerini teknolojiye ve havacılığa doğru şekillendiren genç bir ekip lideri. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken girişimciliğe yöneldi ve ilk başarısı, Teknofest’te geliştirdiği valiz hasar tespit projesiyle kazandığı Türkiye birinciliği oldu. Bu başarı ona havacılıkta yeni bir kapı açtı. Hatay Depremi’nde havalimanlarının kapanmasıyla yaşanan krizleri izlerken aklında kritik bir soru belirdi: “Uçaklar ani bir kapanmada nereye yönlendiriliyor?” İstanbul Havalimanı’nın artacak uçuş trafiğini düşününce, bunun sistematik bir çözüme ihtiyaç duyduğunu fark etti.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın yarışmasına ekibiyle katıldı; proje Türkiye üçüncüsü oldu. Asıl dönüm noktası ise Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün (ICAO), Birleşmiş Milletler nezdindeki inovasyon yarışmasıydı. Belgelerin kaybolduğu, vize krizlerinin yaşandığı, ekibin dört farklı ülkede olduğu zorlu bir süreç… Ancak Sürücü’nün deyimiyle onları bir arada tutan “inanmak”tı. Sonuç: Yeditepe Üniversitesi’nin yapay zeka tabanlı hava trafik sistemi projesine birincilik ödülü geldi ve Türkiye bu yarışmada ilk kez dereceye girmiş oldu. Projeleri, meteorolojik krizlerde uçakların hangi havalimanına yönlendirileceğini yapay zekayla saniyeler içinde öneren bir sistem. Bugün hâlâ telefonla çözülen kapasite kontrollerini otomatikleştirerek trafik sıkışıklığını, yakıt kaybını ve riskleri azaltıyor. Tam otonom değil; nihai karar insanda kalıyor. “Artacak uçuş ve drone trafiği için bu artık zorunluluk olacak” diyor. Sürücü’nün hedefi net: Projeyi bir – iki yıl içinde Türkiye’de hayata geçirmek ve ardından dünya havalimanlarına taşımak.

Alperen Şengün

23 Sporcu

Alperen Şengün, iyi bir basketbolcu olmanın gerektirdiği pek çok niteliği tek bir profilde topluyor. Karar verme hızının yüksekliği, post oyunundaki sezgisi ve pas zamanlamasındaki doğal ritmi, onu hücum akışında belirleyici bir rolde.

Şengün’ün basketbola yönelmesi, kardeşini izlerken hissettiği merakla başladı. Bandırma Kırmızı’daki ilk profesyonel sezonu gelişimin temel taşını oluşturdu. Ardından Beşiktaş’ta gösterdiği performans hem Türkiye liginde hem de uluslararası çevrelerde dikkat çekti. Bu çıkış, onu 2021 NBA Draftı’nda 16’ncı sıradan Houston Rockets’a taşıdı. Şengün’ün oyunu, klasik pivot tanımını esneten bir yapıya sahip. Post bölgesinde çözüm üretebilen; aynı pozisyondan oyun kurucu rolüne geçebilen; temas altında dengesini kaybetmeyen bir ‘uzun’ o. Takım arkadaşlarını besleyen pas açıları, alan yaratma becerisi ve oyunu okuma hızı onu en iyilerden biri yapıyor.

2025’te NBA All-Star seçilmesi ve A Milli Takım ile EuroBasket’te gümüş madalya kazanması, kariyerinde hem bireysel hem kolektif anlamda yeni bir eşik. Bir dönem “Baby Jokić” benzetmeleri yapılsa da Şengün son yıllarda oyun stilini o etiketten bağımsızlaştıran, kendi temposunu ve karakterini oluşturan bir çizgide. Houston Rockets’ın yeniden yapılanma döneminde üstlendiği rol de bu dönüşümün parçası. Takımın hücum düzeninde yalnızca fiziksel bir hedef değil; pas trafiğinin başladığı, hücum seçimlerinin şekillendiği bir merkez o.

Asiye Bahar Tabanlı

25 Kurucu, Turkishe

Köyceğiz’de büyüyen Asiye Bahar Tabanlı, Türk-Alman Üniversitesi’nde Moleküler Biyoloji okurken genç kadınların sesinin daha gür çıkması gerektiğini fark etti. 18 – 25 yaş arası genç kadınlar için eğitim, mentorluk ve liderlik programları sunan bir dayanışma alanı yaratmak istedi. Böylece Turkishe doğdu. Kısa sürede 20 bini aşkın genç kadına ulaşan girişim, şehir bazlı temsilciliklerle büyüyen bir topluluğa dönüştü. Eğitim programları, mentörlük desteği ve geniş profesyonel ağı ve kurum iş birlikleri sayesinde binlerce genç kadının hayatına dokunuyor. Amiral gemisi etkinlikleri “Var Mısın Zirvesi”, her yıl yüzlerce genç kadını rol model liderler, girişimciler ve uzmanlarla bir araya getiriyor.

Adımları test etmek, olasılıkları görmek, işe yarayanı büyütmek… Asiye Bahar Tabanlı’nın karar alma süreci, satranç disiplininin etkilerini taşıyor. “Denemek başarısızlık değil, öğrenme biçimi” diyenlerden. Tabanlı’nın liderlik anlayışı hiyerarşiden yana değil, alan açmaya dayalı: “İyi fikir uygun zeminde çoğalır” inancında. Zorlandığı dönemlerde olumsuz dış seslerin kendi iç sesine dönüşmemesi için güçlü bir mücadeleye giriştiğini söylüyor. Bu süreci görünür kılmak için de “Yapabilirsin” adını verdiği podcast’i başlattı. “Çünkü herkesin hayatında ‘Yapamazsın’ diyen sesler çok fazla. “Kirke’nin Adası” adını verdiği podcast serisi ise bir “kız kardeşlik alanı” ve genç kadınlar için genç kadınlarla birlikte tasarlıyor.

Zülal Tannur

24 Kurucu, NeuroVision / FromYourEyes

Zülal Tannur bilgisayarla 4,5 yaşında tanıştı; görme oranı yüzde 5’in altındaydı ama ekranda seçebildiği her nesne, onun için bir veri, bir hipotez, bir keşif alanıydı. Çocukluk merakı bugün nörobilim, bilişsel bilim ve yapay zekanın kesişiminde ilerleyen bir akademik yolculuğa dönüştü. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki PDR eğitiminin ardından University of Arizona’da sinirbilim ve bilişsel bilim okuyan Tannur, “dünyanın ilk görme engelli nörobilimcilerinden biri olma” hedefiyle çalışıyor.

Liseden itibaren robotik ve yapay zeka topluluklarında aktif olan Tannur, farklı Ar-Ge ekiplerinde liderlik yaptı; Anadolu’da çocuklara bilim setleriyle eğitim verdi. 18 yaşında Microsoft tarafından “teknolojiye yön veren kadın lider” seçildi. Şirketin Türkiye’de lokalize ettiği ilk yapay zeka projelerinde görev aldı, görme engelliler için teknoloji elçisi olarak yetiştirildi ve bir Microsoft partnerinde 59 ülkenin kullanıcı programlarını yönetti. 2023’te FromYourEyes’ı, 2024’te Silicon Valley merkezli NeuroVision’ı kurdu. İki girişim aynı vizyonun farklı damarları: FromYourEyes kapsayıcı teknolojiler geliştirirken, NeuroVision araç ve makine görüş sistemlerine odaklanıyor. Bugün NeuroVision’ın gerçek zamanlı analiz yapan SDK’leri Togg araçlarında çalışıyor; Büyütech ve Ulaştırma Bakanlığı ile yürütülen projelerde Türkiye’nin ulaşım altyapısına entegre ediliyor. Şirketin büyümesinde iki kritik adım var: Microsoft’un sağladığı ilk yatırım ve NVIDIA’nın Inception programıyla başlayan teknik ortaklık. NVIDIA’nın kurucu ortağı Chris Malachowsky, Tannur’un birebir mentoru; gönüllü NVIDIA mühendisleri de şirketin öğrenme hattını besliyor. NeuroVision bugün 25 milyondan fazla görsel ve bin 500 kategoride, 4 milisaniyelik işlem süresiyle yüzde 98 doğruluk sağlayan bir altyapıya sahip. Piyasa değerlemesi 15 milyon dolar seviyesinde. Temposu sabah 04.30’da başlayan Tannur, beş yıl içinde yatırımcı koltuğunda oturmayı hedefliyor: Doğru teknolojiye inanan genç kuruculara destek olmak için.

Cemil Türk

18 Öğrenci

Coğrafya kader olmak zorunda mı? Cemil Türk’e göre değil. “Yeterince ısrarcı olursak, masaya getirdiğimiz fikirle yerimizi biz belirleriz.” düşüncesine sahip. Mardin doğumlu, Kabataş Erkek Lisesi son sınıf öğrencisi olan Türk, gönderdiği makaleyle Harvard’ın High School International Economics Essay Competition yarışmasını kazanan ilk Türk lise öğrencisi oldu. “Orta Gelirli Ülkelerde Tüketim Vergisine Geçişin Ekonomik Etkileri” başlıklı makalesinde kuşağının ortak kaygısını merkeze aldı; vergiler, ekonomik adalet ve karar alma süreçleri. Harvard’a başvurma motivasyonunu ise oldukça sade anlatıyor: “Türkiye’de hangi arkadaşımla sohbet etsem ekonomi konuşuyoruz.”

Ekonomiyle birlikte felsefe ve diplomasi alanlarına da ilgi duyan Türk, Uluslararası Felsefe Olimpiyatı’nda da Türkiye birincisi olarak milli takımdaydı. Avrupa Gençlik Parlamentosu kapsamında dört ülkede komite başkanlığı yürüttü; uluslararası tartışma kültürünü sahada öğrenerek deneyim kazandı. Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı bir konuşmanın milyonlara ulaşması, Türkiye’nin dört bir yanından gençlerin ona yazmasına vesile olmuş. Türk bu ilgiyi “bizim kuşağın potansiyelinin tercümesi” olarak görüyor. Küresel organizasyonlarda genç bir ses olmanın güçlüklerini gülümseyerek aktarıyor. Yaşının yarattığı önyargılara, kulislerde sorulan “Katılımcı mısın, yoksa birinin çocuğu mu?” sorularına alışkın.

Düşünce dünyasını, aşırı katı kuralların büyümeyi; aşırı serbestliğin ise gezegeni tahrip ettiğini savunan bir denge anlayışı şekillendiriyor. İklim ve ekonomi ilişkisine bakışı da bu orta yolun üzerinde yükseliyor; ülkeler arası adil vergilendirme, sürdürülebilirlik ve ekonomik canlılık arasında gerçekçi bir denge. Gelecek hedefi ise uluslararası platformlarda Türkiye’yi temsil etmek. Samantha Power’dan ilham alıyor; iyi bir eğitimden sonra Birleşmiş Milletler veya Avrupa kurumlarında küresel politika üretmek istediğini söylüyor. Liseli bir genç olarak bir panelde Macron’la aynı oturumda yer almak, ona göre tam olarak hedefinin değil ama kararlılığının somut bir yansıması.

Aleyna Yıldız

27 Kurucu Ortak, Agon Biotechnology

Aleyna Yıldız’ın girişimcilik hikayesi, üniversitenin ikinci sınıfında duyduğu “Sorunu tespit edemediğimiz için birçok hayatı kaybediyoruz” cümlesiyle başladı. O farkındalık, bugün patentli mikrobiyal erken uyarı biyosensör platformuna dönüşen fikrin ilk adımı. Türkiye’nin ilk elektrokimyasal biyosensör üretim altyapısında yer almak ise bu yolculuğun hızlandığı başarılardan biri.

Dokuz Eylül Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunu olan Yıldız, 2023’te Cambridge Üniversitesi Maxwell Center’daki Impulse Programme’a seçildi; Almanya’daki Bayreuth Üniversitesi’nde Erasmus kapsamında malzeme bilimi alanında burslu çalıştı. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Moleküler Tıp yüksek lisansına devam ediyor. Kurucusu olduğu Agon Biotechnology ise biyoalgılama teknolojileri ve ilaç geliştirme alanlarında faaliyet gösteriyor. 2019’da üniversite öğrencilerinin oluşturduğu multidisipliner bir ekip olarak başlayan yapı, 2021’de TÜBİTAK 1512 Tekno girişim desteğiyle DEPARK bünyesinde şirketleşti. Burada geliştirilen BioPotentia platformu, gıda ürünlerinde ve sağlık alanında toksinleri 90 saniyede tespit ediyor. Tüm çalışmaları şu gerçeği unutmadan yaptığını belirtiyor: “Bilim sahaya inmeli yoksa eksik kalır.”

TÜBİTAK’tan ve Teknofest’ten aldığı ödüller, ona göre bilime inanan gençler için açılan kapılar. Yaşamda dengesini iş ve özel hayat ayrımıyla değil, aynı vizyonu paylaşan ekip ruhuyla kurmuş. Günleri laboratuvar, üretim alanı ve saha toplantıları arasında geçiyor; akşamları ise kısa yürüyüşlerle. Onu ileri taşıyan asıl motivasyonun ise geliştirdikleri bir teknolojinin başka bir ülkede bir hayat kurtardığını duymak olduğunu söylüyor.

MAYA

2 Robot Akademisyen

Bu yıl Forbes 30 Altı 30 listesinin en genç finalisti olan Maya’nın öğrencilere bir iyi bir de kötü haberi var. Evet, artık kopya çekmek neredeyse imkansız hale geldi. Ancak güzel haber, buna zaten gerek de kalmayacak. Çünkü söz konusu eğitim olduğunda Maya oldukça marifetli. Yapay zekaya dair karmaşık konuları herkesin anlayacağı şekilde anlatan dijital bir eğitmen o. Türkiye’nin ilk “akademisyen” unvanına sahip insansı robotu olan Akademisyen Maya, Arı Bilgi Teknolojileri Akademisi tarafından Ankara Üniversitesi Teknokent iş birliğiyle geliştirildi.

Maya, eğitimde kişiselleştirilmiş öğrenme sistemlerinin yerli bir örneği. Öğrencilerin hızını, ilgi alanlarını ve bilgi düzeyini analiz ediyor; her birine özel bir öğrenme akışı oluşturuyor. Gerektiğinde konuyu tekrar edip öğrencinin hızına uyum sağlıyor. Arı Bilgi ekibi onu bir yardımcıdan çok, sınıfın aktif bir parçası olarak tanımlıyor. Kod yazımı ve algoritma konularında örnekler sunabiliyor, hafızasında tuttuğu bilgilerle önceki derslere dönebiliyor. Derse birlikte girdiği eğitmen meşgulse bile Maya’ya soru yöneltmek mümkün, yaş ve bilgi seviyesine göre uygun yanıtlar veriyor. Böylece öğrenme kesintisiz hale gelirken öğrencilerde merak duygusu canlı kalıyor. Maya, akademik kadrolarda görev alacak yeni nesil robot eğitimcilerin öncüsü. Artık eğitimde yeni bir dönem başladı: Tahtanın yerini ekran, tebeşirin yerini kod aldı derken kürsüde de artık Maya var.

Metodoloji: Forbes Türkiye’nin 30 Altı 30 listesi çok aşamalı, veriye dayalı olan ve titizlikle yürütülen bir değerlendirme sürecinin ürünü. Yaklaşık 500 başvuru, Forbes Türkiye editörlerinin özenli değerlendirmesiyle önce 60 kişilik bir kısa listeye indirildi. Ardından Forbes Türkiye ekibi ve Forbes yazarlarından oluşan jüri, adayları etki, ölçeklenebilirlik, yenilikçilik, sürdürülebilirlik ve sosyal fayda gibi kriterlerle değerlendirerek nihai 30 ismi belirledi. Bu aşamada listeye yalnızca başvuru yapanlar değil; Forbes Türkiye editörlerinin yıl boyunca yürüttüğü taramalar, akademik araştırmalar ve bağımsız referans kontrolleriyle tespit edilen, ancak başvuru yapmamış güçlü adaylar da dahil edildi. Böylece ortaya, bireysel başarı kadar potansiyeli, etkisi ve yaratılan dönüşümü esas alan, çok katmanlı bir seçki çıkarıldı. Sıralama soyadına göre alfabetik olarak düzenlendi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir